“Çıplak Uyarıcı” Yaşar Nuri Öztürk’ün kendisinden yaşça bir hayli küçük olan bir kadınla ilişkisi ortaya çıkınca partisinde adeta “deprem” yaşanmış.
Partililer, en son Allah ile Aldatmak isimli bir kitap yazan Öztürk’ün kendilerini aldattığını düşünerek çareyi istifa etmekte bulmuş.
Öztürk hocanın başına gelen olayla ilgili çok güzel bir atasözümüz var;
Kırkından sonra azanı teneşir paklar..
Fakat bu olayı duyduğum zaman benim aklıma bu sözden çok şu geldi;
Bıldır yediğin hurmalar bugün kıçını tırmalar…
Bu söz yapılan edilen şeylerin bir gün gelip insanı bulacağını o kadar güzel anlatıyor…
Hayat böyle işte, insanın yaptıkları ettikleri geliyor bir gün kendisini buluyor.
Ama bu dünyada, ama öbür dünyada…
Nasıl Yaşar hoca karısını aldatmasını partisinde deprem yaşayarak, itibarını kaybederek ödediyse, bir gün tüm aldatanlar bir şekilde bu hesabı ödemiyor mu?
***
Yaşar Hoca olayı bize bir süredir unuttuğumuz “uçkur” davalarını da tekrar hatırlattı.
Ne garip değil mi, zaman değişse de erkeğin uçkur davaları değişmiyor.
Hacı Bektaş Veli boşuna dememiş; eline, beline, diline sahip olacaksın diye…
Devletin belli noktalarındaki insanların "şeylerinden" tutularak onlara istemedikleri bir şeyleri yaptırmak bilinen bir şerefsizlik yöntemi.
Şeyinden tutulan adam ne isterlerse onu yapmak zorunda kalır. Rezil olmamak, kariyer ve gücünü kaybetmemek için tabii.
Gerçi acı son kaçınılmazdır. Ama hep bir ümitle yaşar zavallılar belki de kendilerine acırlar diye. Ve daha onlar "tut" bile demeden saldırılar sahiplerinin işaret ettiklerine.
Daha çok kritik görevlerdeki memurlara uygulanan "uçkurundan yakalama yöntemini" ile kim bilir bugüne kadar neler yaptırıldı?
Daha geçtiğimiz aylarda Ergenekon operasyonunda tutuklanan bir gazetecinin evinde “şantaj” amaçlı tutulduğu zannedilen bazı görüntüler ortaya çıkmadı mı?
Yine ünlü bir savcının Rus kadınlarla yaptığı alem görüntüleri,
ünlü bir habercinin “feşist” seks görüntüleri ortaya çıkmadı mı?
Velhasıl sözün özü; bıldır yediğin hurmalar bu sene….
Yorum eklemek İçin Tıklayın